All posts filed under: Kitap

Bir Yaşam Gurusunun Kaleminden: Tatlar, Dostlar, Anlar

Farklı lezzetler vaat eden yemeklerin nerede yenileceği konusundaki engin bilgisiyle tanınıyor Reha Arar. Seçkin lokantaların aranan ismi, o. Aslında, Arar’ın deneyimi yıllar öncesine, üniversite dönemine dayanıyor. Daha o zamanlar, eğitim için gittiği Ankara’da bir yandan tiyatro eleştirileri yazarken, diğer yandan Ankara Ekspres gazetesi için yazılar kaleme almış. Disiplinli, çalışkan, özverili, güler yüzlü ve kolay iletişim kuran bir profesyonel olarak tanınıyor iş dünyasında. Dostları ise keyifli sohbetiyle anıyor onu. Büyük kentlerin görkemli lokantalarının yanı sıra, Türkiye ve dünyanın dört bir yanında birçok lezzet noktasının keşfedeni. Tabağındaki lezzetin coğrafi boyutunu, toplumlar arasındaki yerini, tarihsel bağlarını soruşturabilen ve işletme niteliğiyle mutfak kültürünü özümseyebilen donanıma sahip. Üstelik, sadece tatmakla da kalmıyor; üşenmeden aşçının yanına sokulup istediği bilgiyi, tadı damağında kalan yemeğin tarifini alıveriyor. Bunu kimin için yapıyor? Elbette siz okurları için.

Böyle Sustu Zerdüşt

Zerdüştlük, dünyanın en eski tek tanrılı dinlerinden biri. Peki, günümüzde ihlallerine sıkça tanık olduğumuz insan haklarının, ilk bildirisinin aslında Milattan Önce 539’da, Zerdüştî bir kral olan I. Darius zamanında yazıldığını biliyor muydunuz? 2005-2008 yılları arasında Avrupa’nın çeşitli yerlerinde, Zerdüştlüğün birçok önemli sîması şaibeli şekillerde öldürüldü. Bu kişilerden biri olan Kasra Vadarafi’nin hayatından esinlenerek yazılan bu çizgi romanın her sayfasını merakla, heyecanla, gülerek ve duygulanarak okuyacaksınız. İran’da Zerdüştî olmak, Zerdüştlüğün tarihi, mültecilik, aşk, cinayet gibi temaların peşinde İran, İsviçre, Fransa, Amerika, Hindistan gibi ülkelerde dolaşacaksınız. Fransa’da en yetenekli çizgi romancılar arasında kabul edilen Nicolas Wild, sürgün edilen, horlanan, öldürülen insanları anlatırken bile güldürmeyi ve mesafeli durmayı başarabiliyor.

Bozkırda Aşk

Genç bir erkeğin hayatının dizginlerini kendi ellerine alıp olgunlaşmasıyla ilgili yaşadıkları hakkında oldukça sürükleyici ve zaman zaman gülmekten gözlerinizden yaş getirecek kadar komik bir roman. Kısa bir süre sonra Maslow elinde iki bira ile meydanı geçerek yanıma oturdu. Bir süre sessiz oturduk, biralarımızı içtik ve gökyüzüne baktık. “Orada, yukarılarda bir yerde hayat olduğuna inanıyor musun?” “Ben burada, aşağıda hayat olduğuna bile inanmıyorum,” dedim. Maslow derin bir iç çektikten sonra sessiz kalmaya devam etti. “Sana planımın geri kalanını da söylemem lazım.” Maslow’un çılgın planını hazmetmek için bir dakikaya ihtiyaç duydum. Bir uçak, önümüzdeki gökyüzünün ortasından geçti. Yukarısı, yıldızların arası nasıldır ve yabancı bir yere doğru gitmek nasıl bir duygudur, hayal etmeye çalıştım.

Çelikten Düğümler

Bu kitap, Fransa’da yılın en iyi polisiyesine verilen Grand Prix de Littérature Policière 2013 ödülü sahibidir. Nisan 2001. Sık bir ormanın örttüğü ücra bir vadideki harabeye dönmüş bir çiftliğin mahzeninde, bir adam zincire vurulur. İsmi Théo’dur ve kırk yaşındadır. İhtiyar iki kardeş tarafından kaçırılıp, köleleri haline getirilir. Théo çılgınlığın kıyısındaki bu evrene nasıl yuvarlanmıştır? Aslında hiç de kolay bir av değildir. Atletik ve sert bir yapıya sahip Théo, ihtiyarlar kendisini ormanın dibinde tuzağa düşürdüğünde, hapisten yeni çıkmıştır. Zorluklara aşinadır. Sudan ve yiyecekten mahrum, bitap bir halde, mahzenin su sızdıran taşlarına yaslanıp bu kâbusa inanmayı reddeder. Cezaevinde direnmiştir, yaşlı gardiyanlarından da kaçıp kurtulacağına ant içer. “Okuyucuyu baştan uyaralım: Bu romanı bugüne kadar okuduklarınızla karşılaştırmayın. Klasik Fransız edebiyatı, psikolojik roman ve polisiye roman karışımı bu harika eserin eşi benzeri yok.” L’EXPRESS “Bu muhteşem (Amerikalıların tabiriyle) captivity thriller, tarzın klasiklerini ve Stephen King’in Sadist’ini hatırlatıyor.” Le Figaro Magazine

Değişim Seansları

Yaşam Koçu ve NLP Eğitmeni Arzu Bıyıklıoğlu, ikinci kitabında dengeli yaşam için fark yaratacak teknikleri paylaşıyor. Yazar, Değişim Seansları’nda dengeli ve kaliteli bir yaşama nasıl ulaşacağımızı anlatırken kişisel seanslar yapabilme şansını da veriyor. Kariyer, para, eş, sağlık, spor, sosyal hayat ve hobi alanlarını ayrıntılarıyla inceleyen yazar, bu alanlardaki eksiklerimizi fark etmemizi sağlarken yaşam kalitemizi artıracak egzersizleri de paylaşıyor. Kitabın ikinci bölümü olan Kişisel Gelişim alanında ise toplumumuza özgü, en yaygın sorunları farklı bakış açılarından değerlendirmemize fırsat veriyor. – “Ayıp olmasın” düşüncesiyle neleri istemeden yapıyoruz, nelerin arkasına sığınıyoruz? – “Elalem ne der” sorusuyla kendimizi nasıl engelliyoruz? – Her gün sürekli kullandığımız atasözleri bilinçaltımıza hangi olumsuz mesajları gönderiyor? – Dibe vurduğumuzda nasıl sıçrayabiliriz? – Yakınlarımızın derdine, sıkıntısına yoğunlaşmak ne kadar doğru? – Başımıza gelenlerin sorumlularından, suçladıklarımızdan nasıl kurtulabiliriz? – Sevilmek ve değerli olmak için nelere ihtiyacımız var? – Toplum olarak neden mutluluğu değil de mutsuzluğu tetikliyoruz?

Delirmek Belirmektir

“Delirmek Belirmektir” çünkü bu hayata dair olan en güzel şeyler ya en çarpıcı şeylerdir ya da hiç yokturlar. Hayatımın en anlamlı derslerinden birini annemin beni küçük yaşta tanıştırdığı şairlerden aldım. Tabiatın koruduğu ya da dünyanın bizden sakladığı her şeyi doğru harfleri yan yana koyarak tekrar tekrar keşfetmek mümkündü. Yazmaya bunun heyecanı ve acemiliğiyle çok küçük yaşta başladım. Mantığa aykırı her eylem kelimelerle kâğıda dökülebilir ve bunu yapabilmek için tek ihtiyacımız olan şey yazan bir kalemdir. Türk edebiyatında adını duyurmuş onca üstadın arasına yazan bir kalem olarak adım atma cesaretimi de yine annemden aldığımı belirtmek isterim. Cemal Süreya’nın dediği gibi: “Şiir alışkanlıklara karşı bir yaylım ateştir.” Tüm samimiyetim ve cesaretimle yazdığım şiirlerimi yani zihnimle dünyanın sınırlarının kesişmeyi bıraktığı fikir odalarımı halka arz ediyorum. Dağınıklığımı ve mahçubiyetimi mazur görün. İyi istirahatler dilerim. Muhabbetle…

Diren Çizgi Roman: Gezi Direnişinden Çizgiler

“Direnişle” falan hiç işi olmayan Alp, Eylem için Kuğulu’ya gidiyor; bir süper kahraman, maskesini çıkarıp direnişçilerin arasına karışıyor; Berber Rıfat, tehlikeli Ge-Te-A örgütü hakkında görüş bildiriyor. Pelo, plazadan çıkıp gaz maskesini takıyor; Serdar ve Murat, Gezi Kütüphanesi belgeselini çekiyorlar; Distopik bir geleceğin punk grubu Çapulcular, müzikal bir sabotaj düzenliyor. Trajik aşklar, dış mihraklar, 2029’un İstanbul’u, biber bitkisinin bilmediğiniz yönleri, telekinezi… Kaybettiklerimiz, kazandıklarımız… Tanıklıklarımız. #DirenÇizgiRoman, memleket tarihinin en popüler ve kitlesel direnişinden aldığı ilhamla çizgili öyküler anlatıyor. Diren konuşma balonu! Diren çini mürekkebi!

Dostum Pasifik

“İnsan kendini ya yolda ya da doğada bulur.” Bir Bilet Al kitabında okuyucuyla birlikte sırt çantasıyla Avrupa’yı gezen Gizem Altın Nance, ikinci kitabı Dostum Pasifik ile bizi, doğanın unuttuğumuz dilini yeniden çözmeye çağırıyor. Interrail gezisinin hemen ardından Green Card piyangosunu kazanınca, yazarımız kendini “Melekler Şehri” Los Angeles’ta buluyor. Gizem bir yandan bir kafede latte yapıp yerleri silerek harçlığını çıkarır, bir yandan da okula giderken, her fırsatta Pasifik Okyanusu’nun çağrısına kulak vermeye başlar. Zamanla Gizem ve Pasifik ayrılmaz iki dost, hatta BİR olurlar. Dostum Pasifik, genç bir kadının çok uzak bir ülkede, tek başına gerçekleştirdiği yeni bir başlangıcın kitabı. Dostum Pasifik, Amerika’da sıfırdan başlayıp, iş, kariyer, güç edinmenin, sonra da doğanın çağrısını dinleyip hepsini elinin tersiyle itmenin hikâyesi…

Dünlük

Yıllar önce, ben daha küçükken, aklımdan geçenleri çirkin cümlelerimle yazarken ve bütün yaşıtlarım bunu “Günlük” adı altında yazarken karar vermiştim. Ben de yazacağım. Bir bir ne oldu, bitti yazıp biriktireceğim… Yazdım… Hem de sayfalarca… İlk başta çok hevesliydim, her gün bitiminde o günü yazıyordum. Birkaç hafta geçince baktım ki artık o günü yazmıyorum. Hevesim tembelleşmiş. Bunun adı günlük olamaz dedim. Olsa olsa “Dünlük” olurdu. Ben de öyle yaptım. Kendi bulduğum kelimenin havasını atıyordum. Arkadaşlarımın bir dünlüğü yoktu. Ama benim vardı. Kısa kısa yazdım. Uzun cümlelere gerek yoktu. Şiir gibi geçiyordu. Benimdi… Şimdi senin de oldu!