Author: Bibliyon

Feyyaz Alaçam, Silüetler Atlası Anadolu Röportajı

Feyyaz Alaçam, Silüetler Atlası Anadolu Röportajı

Röportaj: Ulaş G. Gürbüz Öncelikle kendinizi Feyyaz Alaçam olarak nasıl tanımlarsınız? Tanımlayamam. Çünkü hem yolcu hem de yazar olmak, bir bakıma kendini arayış, bir bakıma da kendini tanımlama çabası değil midir? Sizi sıra dışı seyahatlerinizle ve yol hikâyelerinizle tanıyoruz bu yüzden direk soruyorum; sizin için ‘Yol’ ne anlama geliyor? Yol, yarını özlemektir. Elle tutulur bir şey değildir yani. Her adımda, yolun sonuna yaklaştığını düşünür insan. Fakat bence sonu olan şey kilometrelerdir, zaten bir duygunun en son noktasına kaç kilometre aşılarak ulaşılır ki? Bir gezgin olarak “yazmak” yaşantınızın neresinde? Göbek deliğinde. Yani şöyle izah edeyim; yaklaşık 13 yıldır, kalbim hızlı attıkça irili ufaklı şiirler yazıyordum. Bazen bir şeyleri sorgulamaya başlıyor, o sorguları gerçek hayatta uyguluyor ve sonuçlarını kâğıda döküyordum, böylelikle deneme metinleri oluşuyordu. Derken, yolculuklarımı internet aracılığı ile yazıp çizdim. Dostlarım, beni takip eden bazı güzel insanlar, bir kitap beklentisi içine girdiler. Datça koylarındaki takı tezgâhlarında çalışırken, ilk kitabım olan ‘Yol’u yazdım… Sonra işin rengi değişti. Oturdum 8 aylık çalışma sürecinden sonra, Latin Amerika Kıtası’nda yaptığım yolculuğu kaleme alıp ‘Bazı Kuşlar’ı yazdım. Ardından, tamamı Anadolu’da geçen, …

Geçen yüzyılın trajikomik draması

Tomislav Osmanli, Makendonyalı bir yazar. Savaşın yüzünü en acımasız biçimde gösterdiği Balkanlar’da yaşayan biri olarak hayatı sayfalara taşıyor… Köşenin Arkasında adlı eserini şöyle tanıtmış: “Köşenin Arkasında bir bakıma benim ‘Yirmi Birinci’ başlıklı bir önceki romanımın birinci bölümüdür. Dolayısıyla onun ikinci başlığı ‘Yirminci’nin sonunda’ da olabilir.Yani bu kitap bir öncekinin devamı niteliğinde.” Yazarın ilk kitabını okumanızı öneriyorum. (Bibliyon Yayınları, 381 syf, 24 TL) Yazar: Tülay Gürler Kurtuluş Kaynak: Gazete Vatan

Siluetler Atlası Anadolu, Yeşil Gazete Haberi

Feyyaz Alaçam bir gezgin ve fotoğraf sanatçısı. Yolun, insana yaşamı sorgulama fırsatını verdiğini söyleyen bir yazar aynı zamanda. Bazı Kuşlar ve Yol kitaplarından sonra Silüetler Atlası Anadolu da yoldan payına düşeni alan bir eser. Bu kez, Toros dağlarında yaşayan yörüklerden, Karadeniz kıyısındaki balıkçı Baran’a; Akdeniz’in rüzgarından, Doğu’nun çocuk şarkılarına götürüyor Alaçam. Yani, Anadolu’nun silüetlerine yolculuk ediyoruz öykülerinde. “Sonra yolcu, önce neyi görebilmeli bir küçük balıkçı koyunda? Bir olta balıkçısının tarifiyle; hani şimdi buradan bakınca arkadaş, üzerine bastığın taştan keyif alacaksın. Bunu yapacaksın! Sonra şu ilerideki iskeleye bakacaksın… Onu anlayacaksın! Ardından dalga kıranları göreceksin. Yaptığı iş için ona saygı duyacaksın! Az ileride deniz feneri var, göremesen de onun varlığına sevineceksin! Biraz daha uzaklaşırsan bulunduğun kara parçasından, ufku göreceksin, kendini yani…” (Yolcu Benzeşmesi öyküsü syf. 69) Bibliyon Yayınevi’nden çıkan Silüetler Atlası Anadolu’da yirmi öykü var ve her öyküye ait bir çizim var. Bu çizimler; farklı insanların, öyküleri okuduktan sonra oluşturdukları özgün ve birebir hislere sahip çizimler. “Birbirinden farklı insanların, özellikle görsel sanatlarla ilgilenen, yahut içinde bu yönde bir heyecan barındıran insanların gözünden, öykülerin yansımalarını görmek istedim. Ve …

Van Gogh’un gözünden Londra

Sevgilim Londra, bizi 1873-1876 yılları arasında İngiltere’de yaşayan Vincent van Gogh’un gözünden karşı koyulmaz bir Londra turuna çıkarıyor. Sevgilim Londra kitabı, bizi 1873-1876 yılları arasında İngiltere’de yaşayan Vincent van Gogh’un gözünden karşı koyulmaz bir Londra turuna çıkarıyor. Ressamın gördüğü ve gezdiği Londra’nın anlatıldığı kitabın ilk bölümü, keyifli bir kent rehberi tadında. Öyle ki, kitabı okumayı bitirir bitirmez, soluğu beş yıldır yaşadığım Londra’da henüz gitmeye fırsat bulamadığım Van Gogh’un Brixton’da yaşamış olduğu evde aldım ve ardından evin hemen yakınındaki kentin kalabalığından uzak “Van Gogh Walk” sokağını ziyaret ettim. Ressamın ailesi ve arkadaşlarıyla yazışmalarının bulunduğu 902 mektuptan yola çıkarak bu kitabı yazan Kristine Groenhart ve Willem-Jan Verlinden, Van Gogh’un İngiltere’de geçirdiği yılların daha sonraki çalışmalarına büyük etkisi olduğunu, tablolarındaki sosyal adalet duygusunda ressamın dönemin fakir Londra’sındaki izlenimlerinin büyük etkisi olduğunu savunuyorlar. Van Gogh, İngilizceyi burada öğreniyor, İngiltere’deki yaşama çabucak adapte oluyor ve çabaları sayesinde üç yılın sonunda vaaz verecek konuma geliyor. Ailesine mektuplarında Londra’da neden mutlu olduğunu anlatırken, “Burada iyiyim, güzel bir odam var, İngilizleri, İngiliz hayat tarzını ve Londra’yı kendi gözlerimle görmekten büyük zevk alıyorum. Ayrıca …

Siyaset ve Cinayet

Son Teşebbüs için polisiye nitelemesi yapmaktansa, suç kurgusunu kullanan siyasi bir roman demek daha yerinde bir değerlendirme olur. Günümüzden çok uzak bir zamanda başlıyor hikaye. Ayasofya’nın inşa edilişinin üzerinden neredeyse iki bin yıl geçtiğine göre, 2500’lü yıllardayız. Mekan İstanbul. Ne var ki, arsızca sergilenen akıl almaz bir zenginlik ile kesif bir yoksulluğun iç içe geçtiği, türlü diller konuşan dilenci çocukların kanıksandığı, bakımsız ve pis caddeleri, tasarım ucubesi “modern” mimarisiyle iç karartan bildiğimiz İstanbul’dan çok farklı bir kent burası. Çünkü, eşit ve Özgür bir dünyanın temellerinin atılmasının üzerinden 200 yıl geçmiş; insanı erdemli kılan, erdemi özgür bırakan, insanın kendisinden başka kimseye sorumlu olmadığı bir toplumsal düzen kurulmuş. İstanbul -bütün dünya ile birlikte- kirinden, çamurundan, suçtan, fenalıktan arınıp yaşanacak bir kent haline gelmiş. Son birkaç yıldır tanıklık ettiğimiz siyasi ve toplumsal olaylardan, hele ki Suruç’ta patlayan bombadan sonra, hayal edilmesi bile imkansız bir gelecek kurgulamış Hatman. Öyleyse sözü romanın isimsiz anlatıcısına bırakarak devam edelim: “Yakalanma ve suçlu bulunma hakkı yoksullara aittir!” Bizim toplumumuzda ise bugün yoksul bulunmuyor. Yoksul olmayınca, toplum yoksullar ve varsıllar diye bölünmeyince cinayet sebebi …

Edebiyat silahsız bir çatışma alanı

İlk kitabı Girdap Balıkçısı’nı 2013’te okura ulaştıran gazeteci-yazar Ali Deniz Uslu’nun ikinci kitabı Karganın Duyduğu yayımlandı. Uslu, “Zaten edebiyat silahsız bir çatışma alanı, yazar ve okur aynı tarafta değil bence.” diyor. Kitabınızdaki metinler ne bir şiir ne de bir düzyazı. Siz bu yazı şeklini nasıl tanımlıyorsunuz? Daha önce bunu metinsel bir otostop olarak tanımlamıştım. Metinlerim şiirden, düz yazıya, oradan küçük öykülere, oradan da roman taslaklarına kadar gidiyor. Bir çeşit deneyim ve tecrübe aktarımı yazdıklarım. Yazdıklarınızda o kadar çok metafor var ki… Okurun bundan sıkılma riskini hesaba katmadınız mı? Yazarken okurun algısından bağımsız düşünüyorum. Metaforlara yüklediğim anlamlarla okurun buldukları, eşledikleri elbette farklı olacak. Zaten edebiyat silahsız bir çatışma alanı, yazar ve okur aynı tarafta değil bence. Bu yüzden bu riski almak yazının geleceği için önemli. Sait Faik, “Yazmasaydım ölürdüm” diyor. Siz de yazmasaydım kusardım, diyorsunuz. En çok nelerden ve neden mideniz bulanıyor? Sahtekarlıktan, yalandan, riyakarlıktan, omurgasızlıktan, samimiyetsizlikten, hırslardan, kör gözlerden, hırsızlıktan! Tüm bunlar içimi kaldırıyor ve öfkelendiriyor beni. Bu anlamda yazmak bir çeşit küfür etmek gibi, silahı kalem olan savaşçılarız… Kitabınızın adı Karganın Duyduğu. Karga metaforu …

Kısık ateşte siyasi cinayet

Son Teşebbüs, son cinayetin işlenmesinin üzerinden yüz yılın, devrimin gerçekleşip insanların sınıfsız toplumu kurmalarının üzerinden iki yüz yılın geçtiği bir zamanı anlatıyor. Polisiye bir kitapla ilgili yazı yazarken okurun keyfini kaçırmamak adına dikkatli olmak gerekir. Yazarın oyunlarından tarihle ilgili olanını açıklarsam, katilin kimliğine ima dahi yapmadığım gibi en kafama takılan sorunu aşacak olan okura elindeki feneri sadece cinayeti aydınlatmak için tutma şansını da vereceğimi düşünüyorum. Son Teşebbüs, son cinayetin işlenmesinin üzerinden yüz yılın, devrimin gerçekleşip insanların sınıfsız toplumu kurmalarının üzerinden iki yüz yılın geçtiği bir zamanı anlatıyor. Kitabı bir gelecek ütopyası olarak okudum ama ufak tefek birkaç detay dışında insanların günlük yaşamının neredeyse aynı kalmasını, hatta ulaşım gibi kimi konulardaysa daha geride olmasını başta handikap olarak yorumladım. Gelgelelim kitabın sonundaki mektupta geçen 2012 tarihi, yüz yıllık ve iki yüzyıllık göndermelerin 1789 Fransız ve 1917 Ekim Devrimlerini işaret ettiğini, dünya çapında başarıya ulaşan devrimlerden sonra nihai amaç olan sınıfsız ve sömürüsüz toplum düzeninin kurulduğunu anladım. Devletlerin ve sınırların kalktığı, insanların çalışıp çalışmamak konusunda özgür olduğu, sömürenler olmadığı için fakirliğin değil zenginliğin bölüşüldüğü bir dünyada geçiyor roman. …

Mehmet Şenol Şişli (M.Ş.Ş.)’nin yeni kitabı: Sayıklayanlar

Edebiyat ve müzik alanındaki çalışmalarıyla tanınan M.Ş.Ş.’nin geçtiğimiz aylarda Masa Tenisçisinin Güncesi ya da Savaşçının Yolu adlı öykü kitabı yayımlanmıştı. M.Ş.Ş.’nin radyo piyesi olan yeni kitabı Sayıklayanlar da raflarda yerini aldı. Sayıklayanlar kitabının içinde, metnin tamamının M.Ş.Ş. tarafından seslendirildiği ve müzikal altyapı ile sunulduğu bir CD de bulunuyor. Bu çalışma, ayrıca dijital müzik platformlarında da satışa sunuldu. Kitabın tanıtım videosu SosyaLab tarafından yapıldı. Sayıklayanlar, bir radyo piyesi, bir monolog, aynı zamanda tek kişilik bir oyun. Toplumun şizofreni uçurumuna sürüklediği bireyin trajik öyküsü; semboller, tesadüfler, kararlılık, alınyazısı… Histeri nöbetlerinde köklere geri dönüş… Gelmeyen Wolfgang kargosu… Bir Zatopek koşusu… Foça’dan İzmir’e kar yağışı altında bir araba yolculuğu… Göçebelerin, Kavati’lerin… Şehrin müştemilatlarında gizlenen dervişlerin… Mültecilerin ya da bir tarantulanın kabuk değiştirmesinin serüveni… Kaynak: CNN Türk

Bilim ve edebiyatın buluşması: Bizim Kuşlar

Doğadayım serisinin ilk kitabı olan, Zelal Özgür Durmuş’un kaleminden Bizim Kuşlar, Seda Mit’in çizimleriyle renklenmiş. Kitap, kuş çeşitlerini, yaşantılarını ve özelliklerini tatlı bir dille anlatıyor. Çocuklara doğayı, bilimi anlatmayı sevdirmeyi amaç edinen yazar ve eğitimci Zelal Özgür Durmuş, tam bir bilimsever. Marmara Üniversitesi’nde biyoloji öğretmenliği okumuş, ardından Eğitim Bilimleri Enstitüsü’nde “öğretim programlarında bilim felsefesi” üzerine yüksek lisansını tamamlamış. Kitabınızın önsözünde, çocukları doğaya yöneltmek istediğinizden bahsetmişsiniz. Siz doğanın önemini kaç yaşlarında fark ettiniz? Aslında ben İstanbul çocuğuyum, ama benim bir avantajım vardı, anneannem İstanbul’un sınırında oturuyordu ve onun bahçesinde çok oynamışlığım, düşmüşlüğüm, ağaca tırmanmışlığım, meyve toplamışlığım, -onun keçisi, ineği vardı- onlara bakmışlığım vardır ve bu sanırım doğayla içli dışlı olmamı sağlayan şey oldu. Çünkü hep kentte oturdum, orada doğa dediğin şey parklardan ibaret. Parklarda da biliyoruz ki ağaç varsa ne ala, beton zeminde betondan kaydıraklar veya salıncaklar vardır. Aile özel önem göstermiyorsa ya da okul bir gezi düzenlenmiyorsa, çok kolay fark edemiyorsun kentin içerisindeyken doğayı. Ben özellikle sokak kedisini-köpeğini kuşu seven, ilgilenen birisi değildim, kentin içinde görmüyordum. Kuşları keşfetmem, kent dışında yaz tatilinde oldu. Arkadaşımla denizin …

Seyahat kitapları serisi yola çıktı

Yoldan Çıkartan Kitaplar isimli seyahat kitapları serisi bizleri sınırlarımızdan çıkmaya ve hayata farklı gözlerle bakmaya davet ediyor. Sabah sekiz akşam beş rutininden çıkmak, yollara düşmek, bir meyveyi dalından koparıp yemek, hiç tanımadığınız insanlara hayattaki en yakınınızmışçasına güvenmek, daha önce hiç görmediğiniz kişilere evinizin kapılarını açmak güzeldir. Yüklerinizden arınır, bambaşka bir insana dönüşürsünüz. Yola çıktığınızda artık önemli olan yoldur, yolun kendisidir; önünüze çıkan her şeyi hoşgörüyle, büyük bir mutlulukla kabul eder, iyi kötü her şeyi hayat denen büyük tecrübenin bir parçası olarak görürsünüz. Yoldan çıkmak, “asla”ları, “hayatta yapamam”ları kelime dağarcığınızdan çıkarmaktır. Yol bitmez, ancak gün geçtikçe seyahat eden kişi özüne daha çok yaklaşır, kendisi olur. Bibliyon Yayınları’ndan seyahat ve edebiyatı birleştiren “Yoldan Çıkartan Kitaplar” serisinin ilk iki kitabı Yoldan Gönüllü Çıktım: Orta Amerika’dan Kartpostallar ve Minik Gezgin: Yolda Büyümek çıktı. Kendiniz olmaya, yoldan çıkmaya hazır mısınız? Beliz Kudat’tan Yoldan Gönüllü Çıktım: Orta Amerika’dan Kartpostallar Yoldan Gönüllü Çıktım – Orta Amerika’dan Kartpostallar, Beliz Kudat’ın kurumsal hayatı bırakarak bir yetimhanede gönüllü çalışmak üzere Guatemala’ya gidişini, o coğrafyadaki gönüllülük deneyimlerini ve Guatemala, Meksika, Belize, Honduras ve El Salvador seyahatlerini …