Haber
Leave a comment

Edebiyat silahsız bir çatışma alanı

İlk kitabı Girdap Balıkçısı’nı 2013’te okura ulaştıran gazeteci-yazar Ali Deniz Uslu’nun ikinci kitabı Karganın Duyduğu yayımlandı. Uslu, “Zaten edebiyat silahsız bir çatışma alanı, yazar ve okur aynı tarafta değil bence.” diyor.

Kitabınızdaki metinler ne bir şiir ne de bir düzyazı. Siz bu yazı şeklini nasıl tanımlıyorsunuz?
Daha önce bunu metinsel bir otostop olarak tanımlamıştım. Metinlerim şiirden, düz yazıya, oradan küçük öykülere, oradan da roman taslaklarına kadar gidiyor. Bir çeşit deneyim ve tecrübe aktarımı yazdıklarım.
Yazdıklarınızda o kadar çok metafor var ki… Okurun bundan sıkılma riskini hesaba katmadınız mı?
Yazarken okurun algısından bağımsız düşünüyorum. Metaforlara yüklediğim anlamlarla okurun buldukları, eşledikleri elbette farklı olacak. Zaten edebiyat silahsız bir çatışma alanı, yazar ve okur aynı tarafta değil bence. Bu yüzden bu riski almak yazının geleceği için önemli.
Sait Faik, “Yazmasaydım ölürdüm” diyor. Siz de yazmasaydım kusardım, diyorsunuz. En çok nelerden ve neden mideniz bulanıyor?
Sahtekarlıktan, yalandan, riyakarlıktan, omurgasızlıktan, samimiyetsizlikten, hırslardan, kör gözlerden, hırsızlıktan! Tüm bunlar içimi kaldırıyor ve öfkelendiriyor beni. Bu anlamda yazmak bir çeşit küfür etmek gibi, silahı kalem olan savaşçılarız…
Kitabınızın adı Karganın Duyduğu. Karga metaforu sizde neler çağrıştırıyor?
Zekası, öfkesi ve hafızası benim için önemli. Çünkü uzun zamandır bize en çok gerekli olan şeyler bunlar. Hepsinden uygun dozda taşımamız gerekli ruhumuzda.
Kitabınızı modern çağda acı çeken, hem kendisi ile hem de hayatla kavgası olan bir insanın fark edişlerinin belirsiz bir özeti olarak tanımlayabilir miyiz?
Farkındalık iktidarlar için olduğu kadar bireyler için de sıkıntılıdır. Yani farkındalık mutluluk ile maalesef ters orantılı. Ben kendi hesabımı görmeye çalıştım bu kitapta. Darısı bunu denemeye cesaret edenlerin başına.
Bölüm başlıklarınız hep ölümle ilgili. Bunun sebebi nedir?
Ölüm hepimizin tek ortak noktası. Ben hayatı ölümle tanımlıyorum, ne korkuyorum ne de bekliyorum. Metinlerim için bir yönlendirici yalnızca.
Kapana kısıldığımızı ama yine de umutlu olduğunuzu söylüyorsunuz. Ama onun da canımızı daha fazla acıttığını anlatıyorsunuz. Bu ikilem içinde yaşamak çok acı değil mi?
Sanırım hayat böyle bir şey, fazlasını beklememek gerekli. Ne hayattan ne de insanlardan ama umut olmasa hiç çekilmez bu ömür!
‘Arınmak için günahlarla yıkanıyorum’ diyorsunuz. Bu sizi daha kirli yapmaz mı?
Karşıtları kullanmayı seviyorum ve de algılarla oynamayı. Okuyucu “bu adam saçmalıyor” diyorsa düşünmeye başlamış demektir.
“Kan hasatçılarından kurtulmanın tek yolu kendi kanımızı zehirlemek” diyorsunuz. Burada kimleri kastediyorsunuz? Kendi kanını zehirlemekten başka bir çıkar yol yok mu?
Sistemler, iktidarlar ömürlerini uzatmak için her şeyin mübah olduğuna inanan yapılardır. Yaşamak için bizi tüketiyorlar, ama tükettikleri onları zehirlerse onlara dokunmazlar değil mi? Bu çok çocukça bir varsayım, bir çözüm de değil, yalnızca bir fikir saldırısı.
Bazen gerçeği katlettiğimi düşünüyorum
Müzik hayatınızın önemli bir bölümünü kaplıyor. Bu kitabı yazarken hangi şarkılar size ilham oldu?
Rock müzik yazdıklarımın mayasında var, sözleri rock tınıları ile mırıldanabilirsiniz belki de. Sözün özü içinde isyanı, başkaldırıyı, gözü yaşlı ve incitilmiş insanları duyduğum her müziği kulağımdan ve ruhumdan eksik etmedim.
Aynı zamanda gazetecisiniz… ‘Yüzlerce röportaj yaptım ve yüzlerce cinayete ortak olmuş gibi hissediyorum’ diyorsunuz. Bu suçluluk duygusunun ve katillik hissinin sebebi nedir?
Gazeteciliğimde hep istediğim soruları sorsam da gerçek yanıtları alamadığım çok zaman oldu. Haberin doğruluğuna olan inancım pusulamdı ama söylenenleri değiştiremem, onları iletmektir görevim. Bu yüzden gerçeği katlettiğimi düşünüyorum bazen.
Yazar: Ali Pektaş
Kaynak: Zaman Gazetesi

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *